«

»

Haz 06 2016

Karabala

Karabala-kapak-750x1024Çizgi Roman dünyamızın yeni kahramanı KARABALA‘yı ve yaratıcısı Hikmet YAMANSAVAŞÇILAR‘ı tanıtmaya çalışacağım size bu sayfada. Yazımın sonunda ise yeni kitap TAKİP’ten ilk örnek sayfalar var…

Evet; Bir resmi, bir heykeli, bir müzik parçasını, bir filmi veya bir kitabı anlayabilmek, sevebilmek için, doğal olarak önce bu sanat eserini yaratan sanatçıyı tanımak gerekir diye düşünüyorum.

O zaman, haydi başlayalım…

 

Kısaca…

Çizgi diyarı e dergi 20Hikmet Yamansavaşçılar 1957 yılında İstanbul / Eyüp’te doğdu. Eyüp Lisesi‘ni bitirdikten sonra Mimar Sinan Üniversitesi Yüksek Resim Bölümü‘nde okudu. Ortaokul yıllarında imzasız dergi kapakları çizmeye başladı. Abdullah Turhan‘ın (Çizgi roman sanatçısı. Tolga ve Kara Murat çizeri) yanına asistan olarak girdiğinde lise yılları henüz başlamıştı. Üstat ile birlikte 10 Tolga macerası çizdi. Sonra Yurdagün Göker ile (Sanatçı, çizer, karikatürist, 70’li yıllarda yayınlanan İleri Yavrutürk dergisi yayın yönetmeni) İleri Yavrutürk dergisindeki Oğuz Kağan çizerliği dönemi. Ardından da Tercüman Çocuk Dergisi‘nde Gürbüz Azak‘ın (Ressam, yazar) önerisi ile “Alaaddin’in Sihirli Lambası” çizimleri.

Sonra?

Askerlik dönemi ve çizgiye verilen 37 yıllık bir ara.

*     *     *

Yalnış okumadınız… Hikmet Yamansavaşçılar, her şeyi göz ardı ederek ustası olduğu bir sanat dalına tam 37 yıl ara vermiş (nedenleri üstadın kendisinde saklı). Bu süre içinde moda fotoğrafçılığı yaparak hayatını kazanmış ve bu dalda da çok başarılı işler çıkarmış…

Ve 37 yıl sonra birgün tekrar çizgiye geri dönme kararı vermiş. Nasıl mı?

Karabala-soz-14-Nisan-2015

37 Yıl Sonra

Çizgi Diyarı‘nın (Çizgi Roman gönüllülerinin ve sevenlerinin biraraya geldiği internet platformu) düzenlediği bir Ustalara Saygı gecesinde (15 Nisan 2015) kendisine de plaket takdim edilirken, Çizgi Diyarı‘nın yöneticilerinden Mustafa Pala‘nın sahnede yaptığı teklife kayıtsız kalamamış:
“Sayın Yamansavaşçılar, çizgilerinizden bizi neden mahrum bırakıyorsunuz? Lütfen bize gelecek yıl bu törende karşımıza yepyeni bir albümle çıkacağınıza söz verin…”

Ve söz vermiş…

Sonra ne mi olmuş?
O gece eve döndüğünde yepyeni bir çizgi roman kahramanının ilk eskizlerini çizmiş:
KARABALA!

(Bu yeniden doğuşun yaşandığı geceyi sanatçı, çizer ve karikatürist Serhat Filiz‘in anlatımıyla daha ayrıntılı olarak okumak için BURAYA tıklayınız.)

Karabala7-1-2Hikmet Yamansavaşçılar‘ı daha da yakından tanımak için, Çizgi Diyarı e-dergisi Yayın Yönetmeni Mustafa Pala‘nın kendisiyle yaptığı ayrıntılı söyleşiye göz atmanızı öneririm (Derginin Şubat 2016 tarihli 20. sayısına ulaşmak için BURAYA tıklayınız).

 

Bir Kahraman Doğuyor

İşte geçen bu bir yıl içinde, benzerlerinden çok farklı ve yepyeni bir çizgi roman kahramanının adım adım doğuşuna tanıklık ettik biz de…

Karabala-9-8Karabala‘nın bu doğuş aşamasındaki, ustanın kimi eskizlerinden ve çizimlerinden örnekler paylaşmak istiyorum yazımın bu bölümünde…

Karabala5-6Karabala4-1-2Karabala2-3

.

Karabala-ATurhan2Eskizler… Çizimler… “Olmadı, beğenmedim… Yeni baştan…”

.

Karabala-ATurhan1Üstat Abdullah Turhan‘la, baskı öncesi son kontroller… (11 Şubat 2016 / Foto: Mustafa Pala)

 

Karabala‘nın raflarda yer almasından kısa bir süre önce Çizgi Diyarı‘nda şöyle yazmışım:

“Görmedik ki, hakkında ne yazalım?” diyenlere hak veriyor ve bu düşüncelerine saygı duyuyorum…
Ama eserin bu ilk bölümünü tamamen okuduktan sonra yazacak çok şeyleri olacağına da eminim…
Bir çizgi romanı okunur-beğenilir kılan özellikleri; desenlerinin güzelliği ve konusunun ilginçliği olduğu kadar; anlatım gücü ve tekniğidir, senaryosudur…
Kısaca söylemek gerekirse;
Bütün bu özellikleri bir arada toplayan çizgi romana
“KARABALA” deniyor…
Yayınlanmadan önce eseri baştan sona görme mutluluğuna erişmiş biri olarak; “Mükemmel ve sinematografik bir anlatım tekniği, kusursuz çizgiler ve harikulade renklendirme, enfes bir konu” diyorum…
Eminim ki, uçan-kaçan adam çizgi romanlarını okuyan genç kitleyi dahi (eğer bir şans verir de okurlarsa) kendi dünyasının içine alıverecektir…
Yolun açık olsun üstat…
Yolun açık olsun KARABALA…

 

Basım Öncesi Son Günler

Artık baskıya sayılı günler kalmıştır ve  Hikmet Yamansavaşçılar Facebook‘ta açtığı tanıtım sayfasından şöyle seslenir bize (Facebook‘taki Karabala sayfalarına ulaşmak için BURAYA ve BURAYA tıklayabilirsiniz):

MERHABA!..
Nerede kalmıştık? Hatırlayan var mı acaba?
Karabala-O_KaganEvet! Şaka değil. Bir delikanlı düşünün yirmi yaşındayken tüm yeteneğini bir kenara koyuyor ve bir daha hiç ama hiç çizmiyor.
Tam 37 sene geçiyor aradan…
Dile kolay 37 koca sene!
Ben bu sevdadan vazgeçtiğimde askerlik bile yapmamıştım…
Ve yıllar rüzgar gibi geçti gitti.
Meğer ne çok özlemişim çizmeyi…
İçimde yıllarca sönmeden duran, bir küçük kıvılcımmış o!..
O kıvılcım neden alev aldı ve ben neden yeniden çiziyorum. İnanın hiç ama hiç bilmiyorum.

…Okul hayatım ve resim. Ayrılmaz ikiliydik.
Ortaokul yıllarımda Suat YALAZ ve Abdullah TURHAN ustalarımla tanıştığımda 10 yaşımdaydım. Suat YALAZ’ın ilgisini ve bana verdiği öğütleri hala hatırlarım. Bir sayfa KARAOĞLAN orijinal çizimini verip, ‘‘Buna bakarak çiz’’ demişti. Abdullah TURHAN ile birlikte çalışıyorlardı; Cağaloğlu yokuşu, Saadet Han‘da…
İki ustanın aynı anda öğütlerini dinlediğimde, kalbimin çarpışını bugün gibi hatırlıyorum.
Abdullah TURHAN’ın yanına asistan olarak girdiğimde lise yıllarım başlamıştı.
‘‘AYKUTLUĞ’UN OĞLU’’ ile başlayan tam 10 TOLGA macerası çizdik birlikte.
‘‘OĞUZ KAĞAN’’ı YAVRUTÜRK dergisine çizerken akademi yıllarım başlamıştı.
TOLGA’ nın ‘‘KIZGIN GÜNEŞ’’i ve Tercüman Çocuk Dergisi‘ndeki ‘‘ALAADDİN’İN SİHİRLİ LAMBASI’’ yazıp ve çizdiğim son işler oldu.

Hepsi bu kadar.
Bir daha hiç çizmedim.
37 yıl aradan sonra, KARABALA’ ya kadar!…
Bu satırlarda, Çizgi romana geri dönmemi sağlayan “ÇİZGİ DİYARI’’ndaki tüm dostlara; Özellikle, “BİZE BİR ALBÜM SÖZÜ VER!’’ diyen sevgili Mustafa PALA’ ya, Haluk YÜCESOY’A, “Muhakkak çizmelisin” diyen Abdullah TURHAN ustama sonsuz teşekkürler ediyorum.

 

Ve tarihler 15 Nisan 2016’yı gösterdiğinde, yani üstadın albüm sözü verdiği 15 Nisan 2015’ten tam bir yıl sonra, Karabala‘nın ilk kitabı “Baskın”, (Arkabahçe Yayıncılık‘tan) raflardaki yerini almıştır.

Verilen söz yerine getirilmiştir…

Beklenmeyen (aslında beklenen) bir şekilde, kısa sürede ilk baskı tükenir ve ikinci baskı yapılır. Genç-yaşlı tüm okurlardan geçer not almıştır Karabala…

 

Karabala Tanıtım Videosu

 

İmza gününden kısa bir süre önce 25 Nisan 2016‘da üstatla Beyoğlu‘da bir kafede buluşup uzun uzun sohbet ediyoruz. Bu arada kitabımı imzalatmayı da unutmuyorum tabi…

Karabala-Takip-imza.

Büyülü Dükkan’da İmza Günü

Ve 8 Mayıs 2016 Pazar günü…
Hikmet Yamansavaşçılar (sağlığında olamasa da) merhume annesine verdiği “Bir Albüm” sözünü yerine getirmenin iç huzuruyla Kadıköy / Büyülü Dükkan‘da bir imza günü gerçekleştiriyor.
Bilinçli bir tercih olmayan bu gün, ne tesadüftür ki aynı zamanda “Anneler Günü”dür…

Karabala-imza 8Mayis2016-3Karabala-imza 8Mayis2016-2.

Karabala-imza 8Mayis2016-1İmza günü anısı. Soldan Sağa; Murat Arslan, Ben, Bir başka değerli sanatçı-çizer dostumuz Necati Derya, Çizgi Diyarı platformundan değerli yönetici dostlarım Mustafa Pala, Haluk Yücesoy, Savaş Okutan ve Cemil Hazman.

 

Coşkulu ve bir o kadar da keyifli bu günde, imza için gelen her bir okuruna bıkmadan, usanmadan ve yorulmadan birer Karabala figürü de çizen Hikmet Yamansavaşçılar, hemen ertesi gün facebook sayfasında muhteşem ve bir o kadar da duygusal olan şu satırları paylaşır:

İMZA GÜNÜME KİMLER GELDİ?

Hayatımın ilk imza günümde, beni hiç tanımadıkları halde saatlerce sırada bekleyen güzel insanlar ve beni hiç yalnız bırakmayan sevgili dostlarım;
Gelemeyip telefonla da olsa yanımda olduklarını söyleyen sevdiklerim;
Hiç hatırlamayıp bir telefon bile etmeyen çok yakın dost bildiklerim.
HEPİNİZE SONSUZ TEŞEKKÜRLER EDİYORUM!

Hiç ara vermeden tam 8.5 saat çizim yapmışım.
Masadan hiç kalkmamacasına…
Bu gücü nereden buldun diyen, arada sırada yanıma gelip. “Abi çok yoruldun, bir dışarı çık hava al gel” diyen, sevgili İlyas’a (Büyülü Dükkan sahibi ve yöneticisi) şunu söylemek istiyorum:
Evet, hiç mola vermedim biliyorum. Ama ben o masadan kalkmaktan korktum.
Çünkü o salonda biri daha vardı.
Kimselerin bilmediği ve göremediği…
Yanıma oturdu, gülümseyerek bana baktı.
Elleri ile saçlarımı okşadı…
Kokusunu çektim ta içime kadar..
Mutlu bir şekilde KARABALA’yı göğsüne bastırıyordu.
Ve gün boyu yanımdan hiç ayrılmadı.
Ben nasıl ayrılırdım soluk almak için bile olsa o masadan…
Akşam olup, son Karabala’yı da imzaladıktan sonra kalktı masadan.
Sessizce uzaklaştı yanımdan.
Gülümsüyordu ve mutluydu giderken…

Beni yine yalnız bırakmadın.
Böyle bir günü yaşamayı çok istemiştin, göremedin.
Çok genç yaşta ayrılıp gittin aramızdan.
Ve çok uzun seneler geçti görmeyeli seni!
Meğer ne kadar özlemişim anneciğim seni!
Güle güle!
Güle güle ANAM!
ANNELER GÜNÜN KUTLU OLSUN!

 

*          *          *

Türk çizgi roman dünyasına yapılan bu başarılı girişin bana göre nedenlerini ve şu an hazırlanmakta olan 2. kitap Takip ile ilgili görüşlerimi Çizgi Diyarı’nda paylaştığım aşağıdaki yazımda açıklamaya çalıştım.
(İlk kitapla ilgili bir başka yorumu da Ümit Kireççi imzasıyla BURADAN okuyabilirsiniz.)

 

KARABALA
2. Kitap “Takip” hakkında…

Karabala-Takip1

Karabala‘nın ilk kitabı “BASKIN”ın daha mürekkebi kurumamışken, ben ikincisinin “TAKİP”ine düştüm.
Türk çizgi romanında yeni bir soluk olan Karabala, çizgi roman dünyamıza sıkı bir giriş yaptı ve şimdilik 2. baskısını gerçekleştirdi…
“Neydi Karabala’nın sırrı?” diye sormayacağım, çünkü ilk kitabı edinen çizgi-romanseverler bunun nedenini bizzat gördüler ve yaşadılar…

Karabala, 60’lar-70’ler’deki çizgi roman ruhunu yakaladığı gibi, genç kuşak okuyucuyu kucaklayacak sihirli bir formülü de aynı potada eritmeyi başardı: Mükemmel, akıcı ve sürükleyici bir anlatım…

Hikmet Yamansavaşçılar ustanın çizgilerini tartışmayacağım elbette. Bu bana değil, konunun üstatlarına düşer ki, onlar da zaten kitabın arka kapağında değerli görüşlerini paylaşmışlar… Ben sadece son okuyucu olarak, üstadın bu muhteşem çizgilerini bizden 37 yıl boyunca esirgemesine hayıflanabilirim… Ama hikayeyi aktarım biçimi, anlatım dili ve senaryoyla ilgili birkaç kelam edebilirim sanırım.

Bana göre, Karabala alışageldiğimiz öyküleme tarzının dışına çıkarak son derece akıcı bir kurgu ve adeta sinemasal bir dille karşımıza çıkıyor… Kitabı elinize aldığınızda bir solukta okuyup bitiriveriyorsunuz… Sonra, “Çok çabuk bitti yahu!” deyip ayrıntılı ikinci bir okumaya geçiyorsunuz…ki, böyle olunca, bu tarza alışık olmayan okuyucuya senaryo veya hikaye hafifmiş, yavanmış gibi gelebiliyor… Ancak bana göre çok sağlam bir hikayemiz var… İkinci kitabın senaryosuna göz atmış biri olarak söyleyebilirim ki, asıl can alıcı kısımlar ikinci kitapla birlikte başlıyor.

İkinci kitap “TAKİP” ile ilgili bir şeyler söylemeden önce, yeri gelmişken aklıma gelen bir fıkrayı aktarayım:
Hapishaneye yeni düşmüş bir adam, eski mahkumların her akşam toplanıp birbirlerine çeşitli rakamlar söyleyerek gülüşmelerine bir anlam verememiş. Kendine yakın bulduğu bir mahkuma sormuş: “Nedir bu? Her akşam toplanıp birbirinize 34, 41, 23, 64 gibi sayılar söyleyip gülüşüp duruyorsunuz?” Öbürü cevap vermiş: “Yıllardır bu çatı altındayız, birbirimize anlattığımız fıkraları artık ezberledik. Bu yüzden de onlara birer numara verdik. Bir rakam söylendiğinde ilgili fıkra aklımıza geliyor ve gülüyoruz…” Yeni mahkum yememiş-içmemiş bütün fıkraların aslını ve numaralarını ezberlemiş… Yine bir akşam böyle bir toplaşma sırasında “Ben de bir tane anlatmak istiyorum” diye ortaya çıkmış… “Buyur anlat” demişler. Bizimki “54” demiş, kimsede ses yok. “47” demiş yine aynı… 65, 73, 96… Çıt yok…
Dayanamayarak “Eee niye gülmüyorsunuz ki?” diye sorunca, arkalardan bir mahkum cevap vermiş: “E birader, sen de hiç güzel anlatamıyorsun ki…”

İşte Hikmet Yamansavaşçılar’ın sırrı bu: Güzel anlatıyor…

Karabala10-2İkinci kitap bize 37 yıldır çizmemiş bir ustanın, elinin pası gitmiş daha da muhteşem çizgileriyle “Merhaba” diyor…
Yeni bir kahramanı, öykünün diğer karakterlerini ve olayların geçtiği dünyayı anlatmayla ilgili zor kısımlar ilk kitapta aşılmıştır artık… Şimdi artık olaylara bodoslama dalabiliyoruz…
Şundan emin olabilirsiniz ki, ilkinden çok daha vurucu bir senaryo ve anlatım var bu kitapta… Üstat artık eteğindeki taşları bir bir dökmeye başlamış… Bir sayfayı okurken, sonrakini merak ettiğiniz, giderek ve ustaca gerilimin arttırıldığı bir öykü…
Karakterleri daha ayrıntılı olarak tanıyoruz ama didaktik bir anlatımla değil; Öykünün gidişatı içine serpiştirilmiş küçük ipuçlarıyla… Bu da anlatımın monotonlaşmasını ve temposunun düşmesini engelliyor…

İlk sayfadan başlayarak balon şişiriliyor, şişiriliyor ve sonlara doğru görkemli bir şekilde patlatılıyor… Ve bu, ilk kitaptakinden bile daha başarılı bir atmosfer eşliğinde gerçekleşiyor… Kafamızdaki birçok soru yanıtını bulurken, 3. kitap öncesi yepyeni sorularla başbaşa kalıyoruz…
Kitabın konusuyla ilgili ipuçları vermeden ancak bu kadarını söyleyebiliyorum…
Kendi adıma 2. kitabı büyük bir sabırsızlıkla bekliyorum.

Son olarak, kayiprihtim.org sitesinde Ümit Kireççi imzasıyla yayınlanmış bir yazıdan alıntı yapmak ve tamamen beni bağlayan karşı görüşlerimi aktarmak istiyorum…
(Yazının tamamına BURADAN ulaşabilirsiniz.)

(Alıntı – Ümit Kireççi)
“İkinci cilt fragmanına takıldı gözüm. Yeşilçam filmlerinden görmeye alıştığımız bir sahne gördüm. Ki bu benim çok zamandır düşündüğüm ve sevmediğim bir şeydir: Annenin çıplak çizilmesi. Yeşilçam filmlerinden bir ailenin, bir erkek karakterin namusudur annesi, bacısı, eşi, çocuğu. Sonra bunların başına taciz tecavüz gelir ve bir anda o namuslar çırılçıplak izleyiciye sunulur. Karakterle özdeşlik yakalamak ve onun acısını içte hissetmek yerine çıplak bedene odaklanan gözler bambaşka hayallere dalmaya itilir. Bu aynı zamanda çoğu erkek olan hedef kitlenin filmi izlemesi için de kullanıldığına inandığım bir ucuzluktur. Karabala’nın fragmanında aniden annesinin çıplak memelerini görmek bana bunu hatırlattı. Oysa “imlemek” çok daha etkili olabilecektir. İşkence göstermek, zarar görmüş uzuvlar, yüz v.s. Çıplaklık olayı bambaşka bir yere taşıyor. Benim görüşüm…”

Evet, ilk kitabın son bölümündeki, ikinci kitap fragmanıyla ilgili bu sözler…
Eleştiriye konu olan çizim de bu yazının başında alıntıladığım resimdir.
Sayın Kireççi’nin yazısının tamamını okudum. Çoğunluğuna katıldığım doğru tespitlerde bulunmuş. Ancak yukarıda alıntıladığım bölüme pek katılabildiğimi söyleyemeyeceğim.
Doğrudur, çoğu eski Türk filminde bu konu istismar edilmiştir. Ancak şöyle de düşünmek lazım: Eğer bir duyguyu okuyucuya geçirmek istiyorsanız ilgili planı açıklıkla vermelisiniz… Görece olarak itici gelebilir ama orada bulunan topluluk içinde (köylüler veya askerler) Karabala’nın annesine (düştüğü çok acı verici duruma rağmen) bir ‘kadın’ olarak bakan kimse yok mudur? Anne, işkence gördükten sonra soyulup, teşhir edilerek cezalandırılmaktadır (!) Oradaki kitle de onu gerek bir anne, gerekse bir kadın olarak izlemektedirler…

Peki o kitlenin duygularını nasıl paylaşacağız? Biz acaba bu çıplak kadına bakarken üzülecek mi, tiksinecek mi, hırslanacak mı, yoksa şehvet mi duyacağız?.. Bırakınız şehvet duymak isteyen duysun; o kişinin kendi sorunudur bu… Buradaki durum çıplaklık ve erotizm arasındaki fark gibi düşünülemez… Kaldı ki Yamansavaşçılar burada çok detaylı bir imgelemeye de girişmemiştir. Durum, dozunda ve olması gerektiği kadar aktarılmıştır. Bana göre de doğru olanıdır.
Bu da benim görüşümdür…

 

Vee… İkinci kitap Takip’ten ilk örnek sayfalar

Hazırlıkları tüm hızıyla devam eden ikinci kitap Takip‘ten iki örnek sayfayı (sayfa 16, 17) üstelik kurşun kalem çalışmalarıyla birlikte, burada paylaşmam için bana gönderen sevgili dostum Hikmet Yamansavaşçılar‘a teşekkür ediyorum.

(Resimlerin üzerine tıklayarak, çalışmaları daha büyük boyutlu inceleyebilirsiniz.)

 

İkinci kitabı merak ve heyecanla beklerken, sanatçı dostuma sevgilerimi yolluyor, “ellerin dert görmesin” diyorum…

 


Karabala ilk kitap “Baskın”ı, Arkabahçe Yayıncılık web sitesinden, BURAYA tıklayarak online ve indirimli olarak sipariş edebilirsiniz.

 

Yazar hakkında

Halil Gürdal Gürak

1959 yılında İstanbul'da doğdu. Marmara Üniversitesi / Teknik Eğitim Fakültesi / Matbaacılık Bölümü / Reprodüksiyon ana bilim dalı mezunu. Çeşitli tarihlerde Cem Yayınevi, Altan Matbaacılık, Yapı Endüstri Merkezi Yayın Bölümü, NESA Basın-Yayın A.Ş.'de çalıştı ve emekli oldu. Sinema, kitaplar ve çizgi romanlar özel ilgi alanları.

  1. Ahmet ERDEN

    Halil Gürdal beyciğim,
    Ellerine kollarına emeklerine sağlık dostum.
    O kadar güzel o kadar akıcı bir üslupla ifade etmişsiniz ki,
    Adeta o söz verilme günlerini yeniden yaşadım.
    Hikmet bey dostumuzun Bakırköy buluşmamızda size anlatırken kulak misafiri olduğum,
    o bir kartalın çizimi için binlerce kartal resmi incelediğini anlatışını hatırladım.
    Anlatırken gözlerindeki mutluluk ışıltılarını gördüğümü hatırladım.
    Zaten hep gülerken gözlerinin içi gülen bir dostumuz ama… o gün bir başka güzel gülüyordu.
    İlk çalışmaları görünce kitabın çıkacağı günü merakla bekleyenlerden biri de bendim.
    Yolu da kalemi de hep açık olsun dostumuzun. Mürekkebi hiç bitmesin.
    Selam,sevgi ve saygılarımla.
    (Verdiğiniz liinklerdeki yazıları da okudum elerine sağlık dostlarımızın.)
    Ahmet ERDEN

  2. ENGİN ERİŞ

    Karabala’yı sadece Türkiye değil Avrupa’daki ÇR severlerin de okumasını çok istedim.
    Hikmet beyin bu konuda çalışmaları varmı bilmiyorum, ama ön hazırlık yapsa iyi olurdu.
    Bu yazınız için ayrıca teşekkürler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir